Red
“You burn too bright
You live too fast
This can’t go on too long
You’re a tragedy starting to happen”
“You burn too bright
You live too fast
This can’t go on too long
You’re a tragedy starting to happen”
-Keman değil mi bu çalan ?
-Evet evet keman
-Peki ne çalıyor ? Çok güzel, çok beğendim.
-Bilmiyorum.
-Ne kadar da güzel lay lay diyor.
-Bir şeyler anlatmak istiyor sanki lay lay diyerek
-Hayır bence sadece şarkıyı uzatmak için söylüyor.
-Hep aydınlık yüzün
-Bizse hep gece geçtik kapından
Sevip de söyleyemediğim şarkılar var
Bir de sesini asla hatırlayamadığım şiirler
Keşke keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
Düşlerim vardı, uyandığımda yalnızca başını hatırladığım ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
bir adam vardı düşümde tam dokunacakken uyandırıldım
bir adam sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemedi
düşümde bir adam var benim mi bilemedim
bir adam var diyorum düşünüp düşümden ayrı kaldığım
“dusundum dusumden dusumden ayri
kaldim”
Hazırlıkta -bundan taaa 5 sene önce- ilk müzik dersinde bu şarkıyı söyleyen biri vardı. O bile unuttu bu şarkıyı söylediğini…
Yine ikiye bölünmüştü… Saydamsı görüntüsü bedeninden ayrıldı ve yanındaki yatağa usulca oturdu. Onlar derdi ki : “İnsanın kendi kendine sorduğu sorular her zaman sakıncalıdır.” Kendi derdi ki : “Kendi kendime sorduğum sorular her zaman sakıncalıydı”
Son günlerde sık sık ikiye bölünüyordu. Alışmıştı şeffaf ama renkli görüntüsüne belki de beyni zamanla her şeye alışacağının bir göstergesi olarak çıkartıyordu karşısına diğer yarısını. Kimi zaman uyurken, kimi zaman okurken, kimi zaman dururken herhangi bir zamanda ikiye bölünebiliyordu vücudu ve bittiğinde sorular geri dönüyordu ait olduğu yere ikinci parçası. Şimdi yine yanındaydı usulca gittiği yatakta telaşla ilgi bekliyordu. Kafası sürekli hareket halinde etrafı gözlemliyor, bacağını ritmli bir şekilde sallıyor, dikkat çekmek için zaman zaman öksürüyordu. Soyut kahraman ilk kez somut kahraman yazı yazmaya oturduğunda gelmişti ziyarete… Soyut kahraman, sabırsızdı, sorması gereken soruları vardı. Somut kahramanın sorulması gereken sorulara yine cevap arama zamanı gelmişti, yazmayı bıraktı ilk kez bu kadar süre soruları bekletmişti. Çok zaman kaçmıştı sorulardan, sorunlardan ama ilk kez bekletmişti soruları ve getireceği sorunları.
Kafasını yana çevirdi ve yeni bir öksürük gelmeden soyut kahramana başlayabilirsin işareti verdi. Soyut kahraman yine de -bu kez sesini temizlemek için- öksürdü.
Somut kahraman sorular labirentinin içine girdi. Sorulara her yanıtında önünde bir ok beliriyor ve gitmesi gereken yönü işaret ediyordu. Bu işaret kimi zaman gözsüz, kulaksız, kalpsiz insanlara kimi zaman saldırmayan ama sürekli olarak onu yok etmek için ant içen canavarlara, kimi zamansa boşluğa açılıyordu. Kaçamak, baştan savma cevaplar soyut kahraman tarafından kabul edilmiyordu. Somut kahramanın, sorunun cevabı için gerçekten yorulması lazımdı; soyut kahraman yeni soruya ancak böyle geçerdi. Aksi takdirde soru sürekli tekrarlanır ve somut kahraman, soyut kahramanın kendisine döneceği anı sürekli ertelemiş olurdu.
“Burada ne arıyorsun ?”
“Bilmiyorum… ”
……. Önünde hiç bir işaret yoktu. Cevabı beğenilmemişti, düşünmeden verdiği cevaplar hiç bir zaman beğenilmezdi.
“Şartlar bunu gerektirdiğinden buradayım. Burada olmasaydım hayat devam etmezdi. Burdayım çünkü burda olmam gerekiyor.”
“Neden buradasın değil sorumuz burada ne arıyorsun?”
“İnsan kendinde olmadığını aradığına göre; kendim için mutluluğu arıyorum. Artık kaçmamak için gereken cesareti arıyorum. Yararlı olmak için bilgiyi arıyorum. Hayallerimi gerçekleştirmek için gereken ışığı arıyorum. Bir ayağım geride pozisyonumu aldım sağ kanattan gelen topa vole vurmayı bekliyorum. Karşı çıkma gücümü arıyorum. Bu hayatı benim yaşayacağımı anlamaya çalışıyorum. Ölümü korkmadan karşılamak için kendimi arıyorum. ”
“Hadi ama biz bizeyiz. Hayattan ne beklediğin ya da hayatta ne aradığın değil soru. Vermen gereken cevabı bildiğin halde yine de kendini yoruyor, işleri zorlaştırıyorsun. Burada ne arıyorsun ? ”
“Nasıl geldiğimi bilmediğim bu yerden kaçış yolunu arıyorum.”
… …. Tam ayaklarının önünde sağ tarafı gösteren bir ok işareti yandı. Somut kahraman her zaman ok işaretinin gösterdiği yöne doğru yürüdü, soyut kahraman içinde olmadığı sürece her zaman da ok işaretlerini takip edecekti. Ok işareti onu bu sefer asılan, terkedilen, aşağılanan, başarısız olan insanların filmine getirmişti. Ok işareti onu her zaman korkularına götürürdü. Beyni kaçış yolunu bulduğunu varsayıyor ve tüm korkularını birer birer sıralıyordu. Ok işaretleri onu aradığına götürüyor ama bulmasına izin vermiyordu. Korkuları somut kahramanı öyle işgal ediyordu ki; beyni aradığını bulduğunda olabilecek güzel olayları, iyi örnekleri canlandıramıyordu. Somut kahraman başını öne eğdi bu yenilgiyi kabullenmek ve yeni soruya cevap aramaya hazırım anlamına geliyordu. Böylece konu hakkındaki korkuları, aramaya teşebbüs etmediği sürece onu terkediyordu.
“Neden memnun kalamıyorsun?”
…….Devam edecek……
Paatos - Happiness
“Suddenly my only friend is loneliness
All that I am wishing for is happiness”
DERTSİZ
“Hide my head I want to drown my sorrow
No tomorrow ? no tomorrow”
Kısa boylu (?) bir cüce
Yürürken uçuruma doğru
Durdurabilir mi onun atlamasını Thrud güzelliği ve konuşmasıyla?
Ya da adama gözükmeden
Rica eder mi Skuld’dan geleceği değiştirmesini
Ya da gider mi Uld’a olanları değiştirmesini
Yoksa korkar mı güzelliğini kıskanmalarını
Sadece rica mı eder yoksa Alvis adlı cüceden atlamamasını
Aşık olursa en güzel Tanrı bir cüceye
Ne der babası Thor sizce ?
—————————–
TASASIZ
“Some are only born to try
And maybe that’s the reason why
I am afraid someday I’ll find
There is no Empire in My Mind”
Doğdum
Yaşadım
Yaşadıkça yaşlandım
Yavaştan dinliyorum artık ölüm şarkılarını…
Gençlik yıllarımda oysa ben de heyecanlıydım.Ben de 20 yaşlarındaydım benimde hayallerim vardı. Hayal kurdum ben. Her gün kurduğum dünyada yaşadım. Bir gün yapacağım dedim. Bir gün bir şeyler bulacağım dedim. Her şeyi değiştirmesemde beni hatırlayacakları kadar bir şeyleri değiştireceğim derdim. Ben de 20 yaşlarındaydım benimde hayallerim vardı. Bir gün bir keşif yapacaktım. Başka bir gün devlet düzenini değiştirecektim. Diğer bir gün ise Matematik Nobel ödülünü alacaktım. Ben de 20 yaşlarındaydım hiç düşünmezdim yaşlanacağımı Ben de 20 yaşlarındaydım düşünmezdim hiç hayallerimdeki dünyayı kurmak için çabalamayı… Şimdiyse olmadı diyorum. Yaşayan milyarlarca insan gibi benimde olmadı. Teselli ediyorum yine de 70 yaşında kendimi. Ben değiştiremesemde dünyayı güveniyorum henüz doğmamışım çocuğuma…
—————————–
TASMASIZ
“I’ve seen what I was and I know what I’ll be
I’ve seen it all there is no more to see”
Paliah : Ne olacağını biliyorum. Şu topraklar üstünde yaşayan insanların sonunu görebiliyorum. Geleceğe gittim Mukoel olacakları gördüm. Eğer gidersen kaderimiz kırmızı yazılacak.
Mukoel : Gitmeliyim… Ne kadar önemliyim öğrenmeliyim.
Paliah : Bu halk senin halkın Mukoel… Savaşlara birlikte girdiğin, Tanrılara birlikte baş kaldırdığın halkın bu senin…
Mukoel : Ölümü tatmalıyım Paliah… Ölümün ne olduğunu öğrenmeliyim.
Paliah : Hiç mi bir şey hissetmiyorsun? Hiç mi sezmiyorsun acıyı? Bu kadar bencil misin ?
Mukoel : Artık görebileceğim hiç bir şey kalmadı. Sıkıldım Paliah… Bu ölümsüz insanlardan, bu ölümsüz vücuttan ve bu ağarmayan saçlardan sıkıldım.
Paliah : Ne kadar ölümlü arzu…
Mukoel : Bir yere kadar Paliah.. Bir yere kadar… Kimse arkaya baktığında anı olarak savaşları hatırlamak istemez…
Paliah : Ya ben Mukoel? Halkını umarsamıyorsun peki ya ben Mukoel ? Hep yanında olan ben… Sana çocuklar veren senin köstebek sevgini yaşayan ben ?
Mukoel : Umrumda değilsin Paliah… Ne sen ne de şu akmasını sağlayamadığımız pınar… Artık ölmek istiyorum….
Ölmeden önce son kez ölümlü büyücü
Görmek istiyorum ne kadar önemli olduğumu
Göster bana halkımın durumunu…
————
[Agony]I am pain
I am real. I’m not a dream
I’m the chain around your neck as you scream
Surrender now
You can’t beat death at his ruthless game
Make your bow
Hang your head in shame
[Me] I can’t believe there is no way out…
[Agony] You’ll find you are wrong
[Me] You fill me with doubt…
[Agony] You were never that strong
[Agony] I am pain
I am the wound that never heals
It’s all in vain
No compromise, no deals…
[Me] I can’t believe this is the end
[Agony] It’s written in stone
[Me] Where are my friends?
[Agony] You have always been alone!
Beni çok etkiliyor buraya da yazayım dedim…
Hiç bir zaman eşitlenemeyecek bir eşitsizlikte kaybolduk. Teker teker kaybolmadık hep birlikte, bir anda küçük bir hareketle toprağın altına gömüldük. Neden her dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor bu şarkıyı dinlediğimde ? Neden her seferinde şarkının aynı yerinde aynı gözüm doluyor. Deja-vu mu bu?
Uzay Rengi Yelek
vokal,
meleklerin üstündeki ağaç sansarlarının
sayfalarına düşerken
kalbimin batıya çekilişini hissediyorum
geleceğin bir yabancı kılığına girdiğini görüyorum
uzay rengi yeleğin içindeki aşk
aşk, kanın bir hareketi ve ben kanıyorum
kalp seklindeki bir havuz,
güzelliğin izdüşümünün aksettirilmesi,
her zaman en kötü başlangıç
alıntı diyaloglar, (a room with a view )
“ama o kimsenin bilmeyeceği bir türden,
o bir kadının ne olduğunu bilmiyor. seni sahiplenilecek
bir şey olarak görüyor, bir tabloya ya da bir
fildişi kutuya sahip olup bakmak gibi. sahip
olunup başkalarına gösterilecek bir şey. o senin
gerçek olmanı, düşünmeni ve yaşamanı istemiyor.
o seni sevmiyor.. ama ben seviyorum. sen, kollarımda
olduğunda da senin kendi düşünce, fikir ve duygularına
sahip olmanı istiyorum. bu bizim son şansımız, ..
bu bizim son şansımız..”
vokal,
simdi sen gittin ve ben bununla uğraşıyorum
öfkemi yutmayı öğreniyorum
yeni bir kız buldum, yapabileceğimizi düşünüyorum
tabii o, o sayfada kaldığı sürece.
bu benim istediğim “son” değil.
ve hiçbir zaman açık olmayacağım.
alıntı diyaloglar, ( the fifth estate )
“.. buradan taşınacaktım.. hmm .. bir .. bir iş bulmak.. bir ev almak.. hmm .. ama
çalışmak istediğim gezinti yerine gittim
ve bana bu iş için çok genç olduğumu söylediler”
alıntı diyaloglar, ( o.j. simpson davasından )
“bazı insanlar gerçeklerle yüzleşmeden nasihat
veriyorlar. işte bu o, onun şüphesiz en büyük meydan okuması. ve o bununla yüzleşmek zorunda.
siz bunu deneyeceksiniz, o da deneyecek. ..
ve uhh .. buraya biraz yardım gerekli.
bence kimse bu adamın neler hissettiğini söyleyemez.”
alıntı diyaloglar, ( conan o’ brian show’dan )
“bu, bunu söylüyorlar, bilirsin, houston
ya da onun gibi bir yer, bunun 10
ya da 8 derece olduğunu söyleyeceksin,
ama bu kuru bir hava.
houston da bunu mu söylüyorlar ?
oh, belki de değil. kafam karıştı.
onlar havuza girene kadar kuru herhalde. “
alıntı diyaloglar, ( the fifth estate )
“ … ben güneşle ayağa kalkarım…
dinle, kendi odana sahipsin, içinde
uyuyabileceğin. ne yaptığın umurumda değil
bu kapı akşam dokuzda kilitlenir.
eğer akşam dokuzda burada değilsen, uyuyacak
başka bir yer bulman gerekir. çünkü
sen bu evde bir serseri olmayacaksın. çorba hazır…”
vokal,
suçumu üstüne alabilecek kimse yok
isteseler bile.
hiçbir şey akıllı tutmuyor beni
ve senin için hiçbir şey fark etmiyor
amacımı yöneltebileceğim bir yer de yok.
bu yüzden her yerdeyim.
yanıma yaklaşma bir daha.
gerçekten sana ihtiyacım olduğunu mu düşünüyorsun?
ve güleceğim, rol yapmayı öğreneceğim
ve hiçbir zaman açık olmayacağım
ve savunacağım hiçbir hayalim olmayacak
ve hiçbir zaman açık olmayacağım.
Not : Çeviri alıntıdır. Dt-Home sitesinden galiba..
Siyah
Çilekeş
Yorgunsun, hep hastasın
Vaziyetin farkındasın
Yalnızsın hep, mutlusun
Belki de umarsız, duyarsızsın
Böyle geçmez anla, ömrüne yazık etme
Kaybetme kendini, kendi rengini
Bari sen solma, her yer siyah…
Simsiyah yine her taraf
Yanlış düzen, yanlış zaman
Yitip giden bu umutlara bir ben miyim hep kan ağlayan?
Bazı şeyler var, kayıtsız kalmaya gelmez, affetmez.
Kaçtığın yerde hiç olmaz belki derdine yanan…
Farkında olmak, üzülmek çözmeye yetmez herşeyi
İtiraz etmek, hesap sormak gerek bazen karanlığa…
Hiç sabrın kalmasa bile (vazgeçersen,kaybedersin)
Herşey değişir birdenbire!
Simsiyah yine her taraf
Yanlış düzen, yanlış zaman
Sönüp giden bu ışıklara tek ben miyim hep kan ağlayan?
Ahlaksız, sahtekar, ziyankar onlar hep, düzenbazlar
İnanma, söylenenler hep yalan
Kaybetme kendini, kendi rengini
Bari sen solma, yok olma!
Şansın varken anla
Bari sen anla!
Simsiyah, her yer siyah…
Vazgeçersen kaybedersin, vazgeçersen yitip gidersin
Vazgeçersen kaybedersin, vazgeçersen solup gidersin…
Çilekeş adlı bir grubun böyle bir şarkısı var… Çok beğendim şarkıyı onun dışında albümüde dinledim onuda çok beğendim herkesin dinlemesini hatta gönül rahatlığıyla satın almasını öneririm… Dişim çok acıyor kaç gündür kurtulamadım bir türlü efendim diş ağrımla ilgili ise yine Çilekeş’in Yeniden şarkısını dinliyorum. “dayanacak halim kalmadı” bölümü tam bana uygun. Kopartıp atacam sikik dişi :S Her neyse gideyim bari

Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Minz Meyer