Pigs on The Wing

March 1, 2008

Kuş beyinli Deve

Filed under: Şiir

Yürüdü
Özendiği bir kuş vardı uçabilen
Yürümek yetmedi
Koştu koştu peşinden
Koşmak da yetmedi
Şarttı havalanması

Kuş, gördü kendini kovalayanı
Niye dedi kendine
Niye kovalıyor beni bu uzun boyunlu, iri, tuhaf yaratık
Martı da değilim kartal da bir özelliğim de yok oysa

O kadar acizdi ki uçabilen kuş
Acaba dedi yaklaşırsam ona
Sakladığı kanatlarını çırpar mı
Ya da konsam onun için yere
Korur mu beni tüm kedilerden

Kuş beyinliydi ne de olsa
Karar verdi yaklaşmaya yavaşca
Alçaldıkça alçaklaştı
Alçaldıkça ihaneti tüm gökyüzünü sardı

Öyle sevilmeye ihtiyacı vardı ki
Razıydı bırakmaya gökyüzünü
Razıydı bir daha uçmamaya

Baktı gözlerine uzun uzun
Gördüğü en büyük gözlerdi bunlar
Allah’ın bir oyunuydu en büyük gözlü kara hayvanı olması
Ancak böyle bir gözde barınabilirdi nefret, kıskançlık ve dışlanmışlık

Zıpladı tüm gücüyle kilometrelerdir koşan deve kuşu
Belki yükselebilirim diye
Zıpladı tüm gücüyle
Ben de bir kuşum düşüncesiyle

Serçenin ise öyle ihtiyacı vardı ki sevildiğine inanmaya
İnandı kendisi için çabalayan biri olduğuna
Kondu deve kuşunun tam önüne
İhanet ettiği gökyüzünden çok uzaklarda
Ayaklar altında ezildi gitti küçük serçe

Deve kuşuysa tüm umudu
Ve nefret ettiği deve sıfatıyla
Devam etti koşmaya

January 31, 2008

Başka ne isterdin Brütüs ?

Filed under: Şiir

Neydi benim istediğim
Yıllar geçti bilemedim
Ömürden ömür gitti
Ömürden insan geçti
Küstüm, bırakıyorum diyemedim.

January 27, 2008

Yüzlerce o bir sen etmiyor

Filed under: Şiir

Sen gittin, o geldi
Sen bıraktın, başkası yakaladı
Sen dinlemedin, hiçbiri konuşmadı
Sen kaçtıkça benden, herkes beni kovaladı
Sen unutmaya çalıştın beni, bense onlarda yaşamaya çalıştım seni

October 9, 2007

Odada çocuk

Filed under: Hikaye, Şiir

Odada çocuk
Tek başına
Kocaman beyaz balonla
Şişirirse odaya sığamayacak
Şişirmezse yalnız kalacak

Odada çocuk
Ölmek istemeyen
Kapısı ardından kitlenen
Şişirdi balonu
Bekledi sonunu

Odada çocuk
Havası kalmayan
Nefes alamayan
Kaçmak istedi ama kıpırdayamadı

Odada çocuk
Şişirdi balonu geldi sonu
Ölmedi bir başına
Bıraktı balonu çok başına

Odada kırmızı balon
İçi tıka basa
Küçük odada ölü bir çocukla

Odada balon
Patlamak istemeyen
Mutlu gözüken
Yaratıcısını öldürüp
Sonsuza dek yaşamayı garantileyen

02.10.2007

Herkesce farklı anlaşılabilir tabii ki ama ben kendimce açıklamaya çalışayım yazdıklarımı…

Odada ki çocuk yeni bir ortama alışmaya çalışan bir insan oluyor. Uzakta olduğundan ya da yaptığı seçimi geri almaya korktuğundan dolayı odada tek başına kalıyor. Fakat insanoğlu yalnız kalamayacağından dolayı; günler aylar yılların sonunda arkadaş edinmesi gerektiğini anlıyor. Balonumuz ise bu çocuğumuzun arkadaşları oluyor. Başta beyaz ve inik olan balon şiştikçe şişiyor ve balonun içinden dışarısı görünmez hale gelene kadar büyüyor ve kırmızılaşıyor. Çocuk balonu şişirmek zorunda olduğunu anlıyor; biraz şişirip bırakmak aklına gelse de yaşadığı ikilem onu daha çok şişirmeye ve onların arasına iyice karışmaya zorluyor. Ama çocuğun odası o kadar küçük ki bu yeni küçük odasında o balonu şişirirse kendisi olmaktan vazgeçecek. Küçük çocuk yalnız kalmaktansa kendisi olmaktan vazgeçiyor. Tüm nefesini verdiği balonun içinde yeni arkadaşlarıyla yaşamaya devam ediyor.

Ama kimi zaman birisi gelip o kapıyı kırıyor ve balonun ağzını açıyor… Tüm hava çocuğun içine yeniden karışıyor ve çocuk eski yaşamına, sevdiği yaşamına sevdiği insanların arasına kısa da olsa geri dönüyor.

Seni seviyorum kanki :A
Sizi seviyorum lan tüm özlediklerim

September 12, 2007

Hepimiz beklerken uçmayı kaynatıldık çoğumuz doğuştan gelen yeteneğimiz için

Filed under: Şiir

Neden bıraktın bugün ipek böceği
İnsanlar için ipek yapmayı
Kalmadı mı sana getiren dut yaprağı
Yok mu artık heyecanla bekleyen iki katlı evin insanları
Teknoloji miydi ipek yapmaktan seni alıkoyan
Yoksa bıktın mı ?
Beş bin senedir acaba sıcak suya ben mi atılacağım demekten,
Kozandan çıkmana saatler kala öldürülmekten,
Uçmaya hazırlanırken; insanları sıcak tutmak uğruna ölmekten
Oysa tırtılken bin yıllar boyu sandın ki;
Örersen kozanın dış kısmını, sonra da vücüduınun etrafını
Örersen güzelce duvarını,
Farketmez seni insanlar bırakırlar öylece yapayalnız
Beklersin kozandan çıkmayı; kozandan çıkıp üç beş gün doyasıya uçmayı
Kaç nesil geçti ve sen daha yeni farkettin ipek böceği
Bıraktın bugün ipek yapmayı
Hem artık makineler vardı senin işini üstlenen
Hem artık makineler vardı sıcak suya atılmadan
İpek üretebilen…

“Tırtıl önce kozanın dış kısmını sonra kendi vücudunun etrafını örmeye devam eder ve görünmez olur.”

June 29, 2007

On beş yaşında

Filed under: Karambol, Hikaye, Şiir

O kadar karanlıktı ki
Uyuyamazdık geceleri
Oysa yanımızda olsaydı
Tutabileceğimiz bir el
Deliksiz uyurduk saatlerce
Bilirdik öcüler ilk yanımızdakini yiyeceklerdi

On beş on altı yaşındaki her genç gibi davranıyordu. İleride öğrenecekti tüm insanların ne kadar basit ve ne kadar tahmin edilebilir olduğunu… Hayatı yaşanılabilir kılan en önemli şey insana sürekli bir şeyler öğretmesi değil miydi zaten ? Oysa daha on beş yaşında bir gençti, çok farklıydı ve bilmiyordu herkesin kendini farklı hissetiğini. Etrafındaki insanların ne kadar boş olduğunu yatakta düşünür dururdu, hiç kimsenin onu anlamadığını sanar; kimsenin de çabalamadığına kendini inandırırdı. On beş yaşındaki her genç gibi hayatı çözmeye koyulacak çözüme kendini inandırdığındaysa -bu çözüm genel de insanların maskeler taşıdığı ve ne kadar iğrenç oldukları olurdu- daha da mükemmel bir kişilik olduğunu kendine ispatlamak için imkansız birine aşık olması gerekecekti. Her akşam yattığında kavrayabileceği bir el olması lazımdı, elleri kendi elleri boyutunda, istediği zaman göremeyeceği birisini hayatına sokması gerekiyordu. On beş yaşındaki herkesin ellerinin boyutlarının aynı olduğuna inanmıyordu. Ne mükemmeldi imkansız aşkı; anlaşabiliyordu, onu anlıyordu, onu kahraman gibi görüyor, en önemlisiyse en büyük aşkı onu sevmiyordu. Oysa kendi yaşındaki kime biraz yakınlaşsa herkes onu anlıyordu. Tabii ki hiç bir on beş yaşındaki genç gibi o da, herkesin kendisini anladığını kabul etmedi sadece kendisini anlayabilecek kapasitedeki insanlarla yakınlaşıyordu. Onca birbirinin aynı insan içinden birini seçmesinin tek nedeni güzellikti. Büyük aşkı karanlık gecelerden korkmasını engelliyor, ellerini tutuyordu üstelik on beş yaşındaki genci sevmiyordu. Öyle bağlanırdı ki on beş yaşındaki gençler bir kadına, bir düşünceye, bir oyuna, bir şarkıya, bir kitaba ya da bir konuşmaya yıllarca uykuda kalabilirlerdi. Çoğu genç bu yıllarda hayatı çözdüğünü ve çok şey öğrendiğini sanar ama rüyada olduğunu bilmezdi.

Sonra bir öcü girerdi tüm gençlerin hayatına kimi yaşlılara göre adı Gerçek kimilerine göreyse Farkınavarmak’tı. Sımsıkı ellerini tuttuğun kişinin ne kadar boş ve bir o kadar da hoş olduğunun farkına vardırtırdı. Bu öcü aşık olduğun kişinin en sevmediğin davranışları yıllarca ne kadar çok tekrarladığını, senleyken ne çok kişinin arkasından konuştuğunu, hep de ona inandığını hatırlatır; ne kadar iğrenç biri olduğunu ve en güzel saatlerini yediğini sana teker teker anlatırdı. Bir yandan da tüm kanıtları ortalığa kusardı. En sonunda genç elini boşluğa saldığında öcü yıllarca yüceleştirilen kişiyi bir anda yutuverirdi. Gençse artık karanlıkta uyumaya alıştığını ve ne kadar mükemmel arkadaşları olduğunu farkederdi.

Her insanın yaşadığı duyguları, insanların kendine mal etmesine şaşırsa da aynı şeyleri kendinin de yaptığını artık kendine itiraf edebilirdi.

May 18, 2007

Sakın açma gözlerini

Filed under: Karambol, Şiir

Kapa gözlerini ve
Bir uğur böceği olduğunu
Adına şarkılar yapıldığını
Yanlış yerlere konduğunda mutlu ettiğin insanları
Küçücük, üstündeki beneklerden nefret eden bir böcek olmana rağmen; senden ne çok mucize beklendiğini
Uçman için yalvaran insanları
İstekleriyle uçtuğunda yüzlerindeki umudu
Kendi isteğinle uçmadığında arkana atılan parmağı hayal et…

February 22, 2007

Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü ?

Filed under: Karambol, Şiir

Zor olan gelmektir
Gitmek değil
Zor olan yanmaktır
Yakmak değil
Zor olan farketmektir
Oynamak değil
Zor olan dönmektir
Kaçmak değil
Zor olan uğur böceği olmaktır
Uçmak değil

Çok saykodelik klş ben burlara böyle kafama imge falan koyuyorum da böyle boş boş okuyunca anlaşılmıyodur… takılıyorum masturbasyon yapıyorum işte kendimce ehehe… sizin için zorlar neler yoldaşlar…

June 27, 2006

Argh…

Filed under: Şiir

Arabayla geçerken fahişelerin önünden
Düşündün mü hiç onlarla yatanları
Sallıyor elini karşındaki bir aşağı bir yukarı
Ne gelirse gelsin zarı, kırılacak taşlarından bir kaçı
Nasıl bu kadar açık verdin?
Hiç mi bilmiyordun oynamayı
Hiç mi izlememiştin senden önce oynayanları
Nasıl bu hale getirdin taşlarını
Hayır bahsetme bana maskelerden
Ya da olanların senin elinde olmadığından
Bırak anlatma bana o zırvaları
Ederken dua Tanrı’ya acı bana diye
Hiç düşündün mü düşeşi nasıl oynadığını
Anlatma bana olacakları
Anlatma bana o zırvaları

May 12, 2006

9,15

Filed under: Karambol, Şiir

Doktor İğnesi…

Gir kalın teninden içeri
Parçalamadan karaciğeri
Kal içinde 9,15′lik mermi
Hastahaneye gidene kadar
Öldürme o tatlı oğlanı
Eğer oğlanın yerine koymaya kalkan olursa kendini
Çık karaciğerden saplan yeni hedefine ölümsüz mermi
Şükrettirmeden kimseyi öldür geride kalan ibneleri…

mg






















Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Minz Meyer