10000
10 bin olmuşuz. Hayırlı uğurlu olsun.

2007 yapımı, Francis Lawrence’ın yönetmenliğini yaptığı, Richard Matheson’ın kitabından üçüncü kez uyarlanan, 150 milyon dolarlık bütçeyle çekilmiş bir filmi inceleyeceğim. Tabii erkek bünyesi 150 milyon doları duyunca acaba 150 milyon dolarlık porno film nasıl olurdu diye düşünmeden duramıyor. Her neyse konumuz bu değil. Konumuz benim berbat bulduğum, her sahneyi 15 dakika önceden tahmin edebildiğim, sonu çok açık olan bu berbat film. Şimdi bakmayın benim berbat dediğime Beyazperde notu 8.4, IMDB notu ise 7.2. Tamam beyazperdeyi oylamada pek ciddiye almam ama IMDB neyin nesidir ? 75,496 oy var benim 2 vermeme rağmen hala notu 7.2.
Film kitaptan uyarlandığına göre, kitapta bilimkurgu olduğundan dolayı filmimiz de vurdulu kırdılı bilim kurguya giriyor. Konuyu kısaca anlatacak olursak: kansere çözüm bulunduğu sanılan madde insanları vampir yapıyor. Efendim işte tam kansere çözüm bulduk falan denilerken, filmlerde gıcık olduğum X yıl sonra ibaresi çıkıyor. Bir bakmışız her yer paramparça, herkes ölmüş. Tabii bizim efsane abimiz Will Smith hayatta, bu virüsü yoketmenin yollarını arıyor. Tahmin edeceğiniz üzere buluyor, şimdi bu spoiler oldu açık seçik ama izlemeye başladığınız anda bulacağını zaten biliyor olacaksınız. Film boyunca yalnız bir adamın; Shrek repliklerini bile ezberleyebileceğine, mağaza mankenleriyle sohbet edebileceğine tanık oluyoruz ve anlıyoruz ki yalnızlık kötü bir şey. Filmin bir çok sahnesi Türk seyircisi refleksi olarak; “Lan gerizekalı oraya gitme tuzak lan orası” “Niye öldürüyon ki şimdi kendini mal mısın?” “Kafayı yemiş lan herif yazık” tarzında cümleler kurdurtuyor. Gelelim filmin tahmin edilebilme sorunsalına, filmin çok basit bir kurgusu olduğunu düşünüyorum. Flashback’ler hiç ama hiç olmamış. Bir sonraki flashback’de neler olacağını tahmin ediyorsunuz. Efsane amcamızın yaşadığı zamanda da olacakları rahatlıkla tahmin edebiliyorsunuz. Belki abim yalnızlıktan kafayı yediğinden dolayı sağlıklı düşünemiyor ama sırf filmin devam edebilmesi için yapılmış bir tuzak sahnesi var ki berbat diyoruz. Filmin sonu da son zaman Hollywood kahramanlık filmleri gibi film iyi bitti ama bak çok kötü şeylerde oldu ekseninde diyebilirim.
Her neyse fazla spoiler vermemeye çalıştım. Sonuç olarak zaman kaybı olduğundan dolayı izlememenizi tavsiye edeceğim ama IMDB notunu düşününce eğer aksiyon ve bilim kurgu filmlerini seviyorsanız izlemenizi de tavsiye edebilirim. Kendinizi acaba ben de tahmin edebilecek miyim diye denemek için de izleyebilirsiniz. Fakat bu nedenle izleyecekseniz şunu söyleyeyim; ortalama üstü 5-6 tane action filmi izlediyseniz tahmin edeceğinize bahse varım. Filmdeki makyajların iyi olduğunu da belirterek yiğidi öldür hakkını yeme diyor ve yazıya burda son veriyorum.
“-Yanlış bir şey yapmadıysak neden saklanıyoruz?
-Çünkü… yanlış bir şey yaptığımızı
düşünüyorlar, bebeğim.
-Bu doğru değil. Sen kötü değilsin.
-Hayır, tatlım. Hayır, kötü değilim. Sadece aptalca bir şey yaptım.”
Son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi…
Ve yürüdü; iki tarafında sokak lambalarının dizildiği, kara basma sesinin en mükemmel işitildiği, ondan kendisini uzaklaştıran yolda. Bir film sahnesini andıran ama kendisi bir film çekmezse asla bir filmde kullanılmayacak olan yolda yürüdü. Nereye gittiğini bilerek, neyin başına geleceğini bilerek yürüdü. Her değiştirmeye çalıştığında olacakları, yolun sonunda öldü. Tek bir olasılık vardı yaşamına devam etmek için, ondan uzaklaşıp evine doğru gitmeliydi. O da öyle de yaptı. Kafasını her çevirdiğinde, başındaki o tarifi zor kanama hissi, gözlerindeki kırmızının beyaz üzerindeki seyri, onun tüm vücudunu çevirmesine engel oldu. Yol boyunca, her sokak lambasına bir isim verdi, isim verilenin sönmesini hayal etti ama arkasına baktığında hepsi boynunu bükmüş önünü aydınlatıyordu. Biliyordu o yoldaki ışıklar hiç sönmeyecekti ama bir türlü anlayamadığı lambaları söndürmenin isim değiştirmekle olmayacağıydı. Yolun sonuna gelmişti. Evi tüm boşluğuyla onu kucaklayıp tüm acılarını emmek için bekliyordu. Sonunda umursamaz gözleri, kıpkırmızı kulakları, cebinden hiç çıkmak istemeyen elleri kavuşmuştu istedikleri yere. Duygularıysa akıp giderek yol açmıştı kar üstünde kendisine, aynı yolda her yürüdüğünde umudunu kaybetmeden arayacak olsa da artık çok geç olacaktı aynı duyguları tekrar yaşaması için. Boşlukta hapsolan tüm duygular karla kaplanacak, Karlar birbiriyle kaynaşacak o erimeyecek gibi düşündüğü beyaz örtü 1 haftada güneşin gazabına dayanamayarak su olacaktı. Su ise kim bilir belki kanalizasyona doğru süzülecek belki de bir çiçeğe hayat verecekti.
Keşke aşkını ve ona karşı olan duygularını ölmeden devam ettirmenin bir yolu olsaydı…
Anathema’nın son şarkısında dediği gibi
“ve ben sadece ulaşamamıştım sana
Ne kadar denediğim önemli değil
Hayır sadece ulaşamamıştım
Böylece bunun yerine saklanmak için koşmaya karar verdim.”
Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Minz Meyer