Pigs on The Wing

March 25, 2007

Sorulması gereken sorular vardı… (1)

Filed under: Karambol, Hikaye, Alıntı, Müzik

Yine ikiye bölünmüştü… Saydamsı görüntüsü bedeninden ayrıldı ve yanındaki yatağa usulca oturdu. Onlar derdi ki : “İnsanın kendi kendine sorduğu sorular her zaman sakıncalıdır.” Kendi derdi ki : “Kendi kendime sorduğum sorular her zaman sakıncalıydı”

Son günlerde sık sık ikiye bölünüyordu. Alışmıştı şeffaf ama renkli görüntüsüne belki de beyni zamanla her şeye alışacağının bir göstergesi olarak çıkartıyordu karşısına diğer yarısını. Kimi zaman uyurken, kimi zaman okurken, kimi zaman dururken herhangi bir zamanda ikiye bölünebiliyordu vücudu ve bittiğinde sorular geri dönüyordu ait olduğu yere ikinci parçası. Şimdi yine yanındaydı usulca gittiği yatakta telaşla ilgi bekliyordu. Kafası sürekli hareket halinde etrafı gözlemliyor, bacağını ritmli bir şekilde sallıyor, dikkat çekmek için zaman zaman öksürüyordu. Soyut kahraman ilk kez somut kahraman yazı yazmaya oturduğunda gelmişti ziyarete… Soyut kahraman, sabırsızdı, sorması gereken soruları vardı. Somut kahramanın sorulması gereken sorulara yine cevap arama zamanı gelmişti, yazmayı bıraktı ilk kez bu kadar süre soruları bekletmişti. Çok zaman kaçmıştı sorulardan, sorunlardan ama ilk kez bekletmişti soruları ve getireceği sorunları.

Kafasını yana çevirdi ve yeni bir öksürük gelmeden soyut kahramana başlayabilirsin işareti verdi. Soyut kahraman yine de -bu kez sesini temizlemek için- öksürdü.

Somut kahraman sorular labirentinin içine girdi. Sorulara her yanıtında önünde bir ok beliriyor ve gitmesi gereken yönü işaret ediyordu. Bu işaret kimi zaman gözsüz, kulaksız, kalpsiz insanlara kimi zaman saldırmayan ama sürekli olarak onu yok etmek için ant içen canavarlara, kimi zamansa boşluğa açılıyordu. Kaçamak, baştan savma cevaplar soyut kahraman tarafından kabul edilmiyordu. Somut kahramanın, sorunun cevabı için gerçekten yorulması lazımdı; soyut kahraman yeni soruya ancak böyle geçerdi. Aksi takdirde soru sürekli tekrarlanır ve somut kahraman, soyut kahramanın kendisine döneceği anı sürekli ertelemiş olurdu.

“Burada ne arıyorsun ?”
“Bilmiyorum… ”
……. Önünde hiç bir işaret yoktu. Cevabı beğenilmemişti, düşünmeden verdiği cevaplar hiç bir zaman beğenilmezdi.
“Şartlar bunu gerektirdiğinden buradayım. Burada olmasaydım hayat devam etmezdi. Burdayım çünkü burda olmam gerekiyor.”
“Neden buradasın değil sorumuz burada ne arıyorsun?”
“İnsan kendinde olmadığını aradığına göre; kendim için mutluluğu arıyorum. Artık kaçmamak için gereken cesareti arıyorum. Yararlı olmak için bilgiyi arıyorum. Hayallerimi gerçekleştirmek için gereken ışığı arıyorum. Bir ayağım geride pozisyonumu aldım sağ kanattan gelen topa vole vurmayı bekliyorum. Karşı çıkma gücümü arıyorum. Bu hayatı benim yaşayacağımı anlamaya çalışıyorum. Ölümü korkmadan karşılamak için kendimi arıyorum. ”
“Hadi ama biz bizeyiz. Hayattan ne beklediğin ya da hayatta ne aradığın değil soru. Vermen gereken cevabı bildiğin halde yine de kendini yoruyor, işleri zorlaştırıyorsun. Burada ne arıyorsun ? ”
“Nasıl geldiğimi bilmediğim bu yerden kaçış yolunu arıyorum.”
… …. Tam ayaklarının önünde sağ tarafı gösteren bir ok işareti yandı. Somut kahraman her zaman ok işaretinin gösterdiği yöne doğru yürüdü, soyut kahraman içinde olmadığı sürece her zaman da ok işaretlerini takip edecekti. Ok işareti onu bu sefer asılan, terkedilen, aşağılanan, başarısız olan insanların filmine getirmişti. Ok işareti onu her zaman korkularına götürürdü. Beyni kaçış yolunu bulduğunu varsayıyor ve tüm korkularını birer birer sıralıyordu. Ok işaretleri onu aradığına götürüyor ama bulmasına izin vermiyordu. Korkuları somut kahramanı öyle işgal ediyordu ki; beyni aradığını bulduğunda olabilecek güzel olayları, iyi örnekleri canlandıramıyordu. Somut kahraman başını öne eğdi bu yenilgiyi kabullenmek ve yeni soruya cevap aramaya hazırım anlamına geliyordu. Böylece konu hakkındaki korkuları, aramaya teşebbüs etmediği sürece onu terkediyordu.

“Neden memnun kalamıyorsun?”

…….Devam edecek……

Paatos - Happiness

“Suddenly my only friend is loneliness
All that I am wishing for is happiness”

March 17, 2007

In Time

Filed under: Karambol

O kadar uzaktaydı ki ellerim ona yetişmiyordu.

“Stand in pain, don’t you worry
Keep you calm, don’t you worry
In time, my friend”

March 16, 2007

Hoşgeldiniz Hayaletler

Filed under: Karambol, Hikaye

Okurken “Explosions In The Sky” adlı grubun “Welcome Ghosts” şarkısını dinlemeniz güzel olur.

Okumaktan yorulan gözlerini bir an için kaldırdı. Evet hayaletler gelmişti…
“Hoşgeldiniz hayaletler…”

Nice hayatlar yaşamıştı, nice hayatlar görmüştü. Hepsinin sonu birdi hayaletler dışında. İki zaman arasına sıkışmış hayaletler, herkese gözükmeyen -bu yüzden gerçek değil denirdi onlara- gözüktüğünde bir sorun gibi algılanan zavallı hayaletler. Hayal et değildiler aslında onların hepsi birer ghost idi. Korkmuştum ondan ilk karşılaşmamızda , çok korkmuştum onlardan. Hayal ettiğimi düşündüm; hatırlayamadım korktuğum her şeyin gerçek olduğunu. Onları anladıkça daha fazlası geldi yanıma, daha çoğu dost oldu benimle. Şimdi ise biliyorum dostlarımın hepsi birer hayalet.

Hayaletler düşünürseniz gelir, isterseniz gelir, yalnızsanız gelir. Tek gelip çok gider hayaletler, gelmeleri için gereken şartlar gibi… Zavallı hissederler kendilerini, konuştukça düzelirler; döndüklerinde eski hallerine dönerler. Sizin için canlarını vermeye de, yeniden dirilmeye de hazırdırlar. Onlar kendi umutlarını size aşılarlar.

Onlar hayal etmeden gelir. Siz istediğinizde gitmezler, sorunları yoktur ama hayalleri vardır. Hayaletlerde hayal eder, size ilham kaynağı olurlar, sizin hayattan beklentilerinizi azaltırlar, hırsınızı parçalarlar, arzularınızı söndürürler. Hayaletler sizin iyiliğinizi düşünür, bu yüzden çekerler sizi yavaş yavaş hayattan. Eğer birilerine konuşmaya gidip; sorunlarınızı, hayallerinizi, aşklarınızı anlatmaya başladığınızda siz de duyabilirsiniz dikkatllice dinlerseniz o sesi “Hoşgeldiniz Hayaletler”






















Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Minz Meyer