Plak olarak düşlediğim hoparlörden gelen müziğin eşliğinde ne yazabilirdim acaba… Nasıl bir müzikti bu, insanı deliye çeviren, nasıl böyle sözler yazılmıştı, insanı acının denizinde yüzdüren… Çalan Empyrium’du. Ne yazabilirdim ki Empyirum dinlerken, gölgelerden başlamalıyım belkide, belkide en sevdiğim şarkısından yola çıkarak bir hikaye yazmalıyım. Belkide hiç bir şey yazmayıp, odama bir dahaki giren kişinin ne zaman yatacaksın sorusuyla karşı karşıya kalmamalıyım…
Gülersen herkes seninle güler, ağlarsan tek başına diyordu fimde (OLDboy) Herkes için okunup geçilebilecek bir söz yada duyulduktan sonra unutulucak bir cümle, defalarca aynı cümleyi montaj yapılmış koreli sesten dinledim.(çelişki 1) Ne demiştim oysa kendime güçlüyüm, mükemmelim, kimse beni yenemez, kimse beni ele geçiremez. Öyle mi oldu? Her geçen gün batıyorum. BAtıyorum ama hiç bir zaman tam olarak batamayacağım. Keşke o bataklıkta tamamen batabilsem, eğer batabilseydim bataklık kuruduğunda birileri beni bulacak ve yardım edecekti. Hayır şimdi ya insanlar dışardan içinde bulunduğum çukuru en güzel çiçeklerle bezeli bir bahçe sanıyor, ya da ellerini uzattıklarında onlarıda bataklığa düşürmemden korkuyorlar. Farklı kişilerin aynı bataklığına batmaktan korkuyorlar… Kederin onda biri kadarki mutluluğa kendimi satıyorum. Kısa mutluluklar yaşayıp, küçük umutlar yakalamak için. Her defasında yeniliyorum. Hani yenilmezdim oysa? Her defasında niye sen gidiyorsun yanına? Belkide hiç bir zaman yardım edin demedin etrafındakilere, korktuğundan mı yoksa, istemdiğinden mi düşündün mü hiç? Hayır hiç istemedin sen bataklıktan çıkmak. Dürüst ol kendine, üç yıl boyunca nice insanlar girdi seninle bataklığa aynı insanın aynı bataklığına, ama onlar sadece küçük bir çukur gibi içlerinden çıktılar. Niye sen bunca yıla rağmen tıkılı kaldın o çukurun içinde… Evet neden yıldız değiliz diyor? Ama ben yıldızım şu an her gün her ay her yıl aynı berbat duyguları yaşıyorum. Her seferinde yeniden doğuyorum, ve o zamanla sönmesi gereken ışığı daha da parlatıyorum. Görmemem gerek diyorum yapamıyorum. Gitmeliyim diyorum, onsuz nereye gideceğim diyorum. Konuşmayacağım diyorum, konuşacak kimse bulamıyorum.
Sayfa çevrilecek yakında, 4 sayfa gitti koca hayatımda tek bir isim var koca harflerle sayfanın tam ortasında… ve oklar çıkartılmış dört bir yanına; acı, hüzün, keder, zorlamak, sabır, hayal kırıklığı, şoklar, yok mu güzellikler var elbette ama dikkatimi çekmiyor etrafında bunca büyük harflerle yazılmış kelime varken…
Aha işte Empyrium böyle yazdırıyor insanı, bir kez daha okumadım, ne yazdım bilmiyorum öyle karaladım işte. Yazılanlar gerçek değildir, gerçek olması ya da olmaması umrumda da değildir…