Pigs on The Wing

February 8, 2006

Siyah

Filed under: Müzik

Siyah
Çilekeş

Yorgunsun, hep hastasın
Vaziyetin farkındasın
Yalnızsın hep, mutlusun
Belki de umarsız, duyarsızsın
Böyle geçmez anla, ömrüne yazık etme
Kaybetme kendini, kendi rengini
Bari sen solma, her yer siyah…
Simsiyah yine her taraf
Yanlış düzen, yanlış zaman
Yitip giden bu umutlara bir ben miyim hep kan ağlayan?
Bazı şeyler var, kayıtsız kalmaya gelmez, affetmez.
Kaçtığın yerde hiç olmaz belki derdine yanan…
Farkında olmak, üzülmek çözmeye yetmez herşeyi
İtiraz etmek, hesap sormak gerek bazen karanlığa…
Hiç sabrın kalmasa bile (vazgeçersen,kaybedersin)
Herşey değişir birdenbire!
Simsiyah yine her taraf
Yanlış düzen, yanlış zaman
Sönüp giden bu ışıklara tek ben miyim hep kan ağlayan?
Ahlaksız, sahtekar, ziyankar onlar hep, düzenbazlar
İnanma, söylenenler hep yalan
Kaybetme kendini, kendi rengini
Bari sen solma, yok olma!
Şansın varken anla
Bari sen anla!
Simsiyah, her yer siyah…
Vazgeçersen kaybedersin, vazgeçersen yitip gidersin
Vazgeçersen kaybedersin, vazgeçersen solup gidersin…

Çilekeş adlı bir grubun böyle bir şarkısı var… Çok beğendim şarkıyı onun dışında albümüde dinledim onuda çok beğendim herkesin dinlemesini hatta gönül rahatlığıyla satın almasını öneririm… Dişim çok acıyor kaç gündür kurtulamadım bir türlü efendim diş ağrımla ilgili ise yine Çilekeş’in Yeniden şarkısını dinliyorum. “dayanacak halim kalmadı” bölümü tam bana uygun. Kopartıp atacam sikik dişi :S Her neyse gideyim bari

February 3, 2006

Açıklama

Filed under: Karambol

Msn Space’deki beğendiğim yazıları buraya kopyaladım. Vatandaş mahrum kalmasın diye. Bir günde gaza gelip o kadar yazı yazma olayı yok tabii ki. Kalın sağlıcakla

1 saattir anket yerleştirmeye çalışıyorum ama bir türlü beceremedim. Bilen varsa yazıversin… Siteyi yazalım biz oylayan oylasın…

Bu iki spiker hakkında yorumu olanlarda yazsın…

Far Away…

Filed under: Hikaye, Alıntı

Götür Beni!

Gidelim artık. Hayat kavgalardan mütevellit bir kargaşa. Beni de götür dalgalara. Bir derinlik sarhoşluğu kaplasın içimi. Bu sığlıktan sana da gına gelmedi mi?

Hayat eskiden ilmek ilmek dokunurdu kaptan, artık fabrikasyon oldu. Hayat hızlı ve rüzgar beklemiyor. Beni de götür. Sadece senden ve martılardan saklamak zorunda kalayım gözyaşlarımı. Yunuslar yol göstersinler, belki bir iki de fener. Her yön tabelası aldatıcı geliyor. Artık yönümü bilmiyorum kaptan. Kutup yıldızını bile göremiyorum neon ışıklı pavyonlardan.

Ayaklarım yürümek istemiyor şehir kaldırımlarında. Belki denize daldırsam rahatlar, tuzlu su iyi gelir derler. Gerçekten kaptan, beni götürmen için söylemiyorum bunu. Yorgunluğu da alırmış tuzlu su. Hayat yorgunluğuna da çare midir dersin? Hem, beni götürsen iyi edersin. Bir ucundan da ben tutarım işlerin. Temizlerim her gün güverteyi. Bir iki balık da avladık mı, var mı bizden güzeli?

Fırtına mı dedin? Daha kötülerini de gördüm inan bana. Bedenim değil, ruhum alabora. Ruh olmayınca beden neylesin? Ruhumu geri istiyorum kaptan, yardım et bana. Biliyorum ruhum orada. Denizin tam ortasında.

Sevdiğin mi dedin? Vardı bir zaman. Kararmıştı mavi gözbebekleri, sanki denize isyan. Çerçeveden resmi bana öyle bir bakıyordu ki, kor oluyordu içimdeki yarası kaptan. Öyle bir kordu ki, dağlamadan yakanlardan. Söndürmek için o ateşi denize karışıp bir köpük olmak ve her köpük gibi harcamak istedim kendimi bir kumsalın çakıl taşlarında. O kumsal kadar onun olmadan kurtulur muydum içimdeki ateşinden? Onsuz bir deniz, nasıl buharlaşır hasretinden, ah bir bilsen. Şöyle bir düşündüm de aslında, onsuz olmak ne denize yarıyor, ne de bana. Madem ki diyorum, o yok, deniz onsuz kalmasın diye, onu da götürmeliyim içimde. En derinimden, en derine.

Yardım et kaptan. Biliyorum yüküm ağır diye böyle yapıyorsun. Ama yükün suçu bende mi? Git ona söyle. Ben kalamam burada, ruhumun orada olduğunu bile bile.

Anla beni, burada kalamam. Yorgunum diyorum, “Hayatı sırtlanmış götürüyor” diyorlar. Oysa beni eziyor sırtımdaki kaptan. Sıkıldım artık sadece bu ezilmeyi onurlu ya da onursuz kılmaya memur olmaktan. Söyledim anlamadılar, söylemedim gecelerime bulaştı. Hoyratça harcanan ve harcandığını bilip de bir şey yapamayanlar kulübünün başkanı olmanın haklı gururunu yaşıyor olsam da, ağırıma gidiyor artık.

Kim anlar beni, deniz gibi bir bilgeden öte? Biliyorsan söyle, çekinme. Anlamasan bile bir şans ver bana kaptan! Çok şey beklemedim ben bu hayattan. Beklediklerim hep bir önceki seferle gelmişler, ben kaçırmışım. Beklemediklerim başıma gelmiş, hep şaşırmışım. Daha nasıl anlatayım?

Issız bir ada görürsen bırak beni, ona da razıyım. Yeter ki bineyim şu gemiye, denizde yol alayım. Beni de al kaptan, bırak tayfan olayım!

Mustafa Akyol

Kendi Dünyasında

Filed under: Hikaye

Uyanmasını engelleyen bu kutsal güç her güzel rüyanın çabuk bitmesini sağlarken, neden bu köyün bir türlü sonunu getirmiyor yada getiremiyordu… Beyninin içinde yankılanan sahipsiz çığlıklar- harabenin çöküşünü hazırlamakta olan o acı fırtanın haberini veriyordu… Kendi yarattığı sandığı bu köyde dahi anlık isteklerini yerine getiremiyordu çocuk. Sonunda gitmek istemiş… Sanki hiç yetişemeyeceği sandığı kapıya koşmuş ve kapının kolunu yakalamıştı. Tam çevirecekken kapı yok oldu. Şimdi tüm duvar kapılarla çevriliydi. Ama küçük çocuk hangi kapı koluna elini atsa. Kapı yok oluyor arkasına döndüğünde yeniden kapı oluyordu. Yapamayacağını anladı saçları hiç bir zaman çıkmayan küçük çocuk… Kendi beyni onun kendi dünyasında ona oyun ediyordu. Diz çökmüştü bütün enerjisini kaybettiğini sanıyordu artık uğraşmak istemiyordu. Belkide bu kendi yarattığı köyde ölürse bu rüyadan bir daha uyanamayacaktı. Uyanmamak için kendine and içti küçük çocuk. Harabenin tam ortasında dikilmiş, ilk kez korkmadan olacakları bekliyordu… Yerin altı sallanıyor, kapıların arkasından birileri kapıları tırmalıyordu… Hiç yerini değiştirmedi küçük çocuk boş harabenin ortasında sadece bekledi… Bir ara dışarda ne olduğuna bakmaya cesaret etti çocuk… Harabenin küçük camına doğru yöneldi. Camdaki pisliği silmek için elini ona götürdüğünde çoktan dışarısını net bir şekilde görebiliyordu… Dışarıya baktı herşey havalanmış uçuyordu… Ağaçlar köklerinden ayrılmış yapraklarını hiç dökmeden havada birbirleriyle dans ediyordu… Küçük çocuk bir adım geri çekildi. Cam yine eski halini almıştı. Cam nasıl kırılmıyordu diye düşündü bir an sonra ben istemiyorum diye geçiştirdi bu soruyu… Bir kapı çalıyordu. Düşündü küçük çocuk acaba onu içeri kendi dünyasına almalı mıydı? Hayır dedi ilk baş, kimse buraya giremez, kimse Tanrıyla olamaz dedi… Sonra bir kez daha cama doğru gitti ve dışarıyı izledi… O an kapı çalıntılarına çığlıklar eşlik etti. Karar vermişti kapıyı açacaktı… Böyle bir ortamda kimseyi dışarda bırakamazdı. Kafasını kaldırdı tek bir kapı kalmıştı… Bir kaç adım sonra kapıya ulaşmıştı. Kapının koluna uzandı, açtı. Kimse yoktu. Yine beyni kendine oyun ediyordu… Kapıyı usulca kapattı. Rüzgar hiç yüzüne vurmamıştı dışarı mı çıkmalıyım acaba, diye düşündü. Ama sadece düşünmüştü. Kapıyı usulca kapattı. Yerin sallandığını hala hissediyor ama bu yürümesini engellemiyordu… Yine harabenin ortasına geldi. Kapıların hepsi geri gelmişti. Şimdi hepsi çalıyor, hepsinin ardından çığlıklar geliyordu. Nasıl olur da o kapıyı açarım diye düşündü çocuk? Harabenin tam ortasında kapılardan en uzak yerine harabenin tam ortasına doğru koştu. ARtık dik duramıyordu. Diğer harabe anıları gibi yine harabenin içinde büzüşmüştü. Her yeri ağrıyor. Bununla baş edemiyordu. Çığlıklar beynini paramparça ediyor. Ritmli ve tek tek çalan kapılar ise onu deliye çeviriyordu. Kafasını kaldırdı kapılar git gide kendine yaklaşıyordu. Tam ölüyordu ki, küçük çocuk o kutsal güç tarafından yine uyandırıldı.

Ne yazabilirim derken

Filed under: Hikaye

Plak olarak düşlediğim hoparlörden gelen müziğin eşliğinde ne yazabilirdim acaba… Nasıl bir müzikti bu, insanı deliye çeviren, nasıl böyle sözler yazılmıştı, insanı acının denizinde yüzdüren… Çalan Empyrium’du. Ne yazabilirdim ki Empyirum dinlerken, gölgelerden başlamalıyım belkide, belkide en sevdiğim şarkısından yola çıkarak bir hikaye yazmalıyım. Belkide hiç bir şey yazmayıp, odama bir dahaki giren kişinin ne zaman yatacaksın sorusuyla karşı karşıya kalmamalıyım…
Gülersen herkes seninle güler, ağlarsan tek başına diyordu fimde (OLDboy) Herkes için okunup geçilebilecek bir söz yada duyulduktan sonra unutulucak bir cümle, defalarca aynı cümleyi montaj yapılmış koreli sesten dinledim.(çelişki 1) Ne demiştim oysa kendime güçlüyüm, mükemmelim, kimse beni yenemez, kimse beni ele geçiremez. Öyle mi oldu? Her geçen gün batıyorum. BAtıyorum ama hiç bir zaman tam olarak batamayacağım. Keşke o bataklıkta tamamen batabilsem, eğer batabilseydim bataklık kuruduğunda birileri beni bulacak ve yardım edecekti. Hayır şimdi ya insanlar dışardan içinde bulunduğum çukuru en güzel çiçeklerle bezeli bir bahçe sanıyor, ya da ellerini uzattıklarında onlarıda bataklığa düşürmemden korkuyorlar. Farklı kişilerin aynı bataklığına batmaktan korkuyorlar… Kederin onda biri kadarki mutluluğa kendimi satıyorum. Kısa mutluluklar yaşayıp, küçük umutlar yakalamak için. Her defasında yeniliyorum. Hani yenilmezdim oysa? Her defasında niye sen gidiyorsun yanına? Belkide hiç bir zaman yardım edin demedin etrafındakilere, korktuğundan mı yoksa, istemdiğinden mi düşündün mü hiç? Hayır hiç istemedin sen bataklıktan çıkmak. Dürüst ol kendine, üç yıl boyunca nice insanlar girdi seninle bataklığa aynı insanın aynı bataklığına, ama onlar sadece küçük bir çukur gibi içlerinden çıktılar. Niye sen bunca yıla rağmen tıkılı kaldın o çukurun içinde… Evet neden yıldız değiliz diyor? Ama ben yıldızım şu an her gün her ay her yıl aynı berbat duyguları yaşıyorum. Her seferinde yeniden doğuyorum, ve o zamanla sönmesi gereken ışığı daha da parlatıyorum. Görmemem gerek diyorum yapamıyorum. Gitmeliyim diyorum, onsuz nereye gideceğim diyorum. Konuşmayacağım diyorum, konuşacak kimse bulamıyorum.
Sayfa çevrilecek yakında, 4 sayfa gitti koca hayatımda tek bir isim var koca harflerle sayfanın tam ortasında… ve oklar çıkartılmış dört bir yanına; acı, hüzün, keder, zorlamak, sabır, hayal kırıklığı, şoklar, yok mu güzellikler var elbette ama dikkatimi çekmiyor etrafında bunca büyük harflerle yazılmış kelime varken…

Aha işte Empyrium böyle yazdırıyor insanı, bir kez daha okumadım, ne yazdım bilmiyorum öyle karaladım işte. Yazılanlar gerçek değildir, gerçek olması ya da olmaması umrumda da değildir…

Nereye Gidiyorsun Böyle ?

Filed under: Hikaye
 Yolunu çok zaman önce öğrendiği bilinmezliğe yol alıyordu yine. Ellerini yumruk yapmış, hiç yere bakmadan hayatı kovalıyordu. Ne çok şeyini düşürmüştü oysa, hayatı kovalarken; şerefini, umutlarını, güvenini şimdiyse kendini dahi tanımayan bir et parçasına dönmüştü. Koşuyor sadece koşuyordu belki hayatı yakalar yada kalkmamak üzere düşerdi.
    Yıllardır aralıklarla koşuyordu, dönüp kaybettiği değerleri aradı kimi zaman. Onun için zamanı geri aldı Urd, ama o hiç bir zaman bulamadı. Boşluktaydı küçük çocuk içindeki karanlığı dalga dalga Tanrıların evine yolluyordu. Kalbinden ettiği nefret zamansız ve lüzumsuzdu. Hiç bu kadar sık adımlarla koşmuyordu. Eskiden uzun adımlar atardı şimdi ise kısa ama daha sık atıyordu adımlarını…
    Neredeydi Tanrılar?  O gittiğinden beri beyninde sadece Hel’i hayal edebiliyordu. Hatta bir kere görmüştü siluetini bitmeyen rüyasında. Niye sevmişti onu bu kadar, onun gideceğini bile bile niye bağlanmıştı… Şimdi Tanrıların yanındaydı. Nefret ediyordu kalbinden, o gitiğinden beri karanlık aydınlanmaz olmuştu, hatalar azalmış kaybettiği değerleri artmıştı. Üstüne hata yapabilecek hiç bir şeyi kalmamıştı o gittiğinden beri.
   “Neredesin Paliah, nerede?  Niye hiç ses yok bu şarkıda?” Küçük çocuk kendi şarkısını sessiz olarak söylüyor(!) ve kovalamaya devam ediyordu. Aslında o sadece kovaladığını sanıyordu, oysa her koşmaya başladığında hep kovalanan olmuştu karanlık ruhlarda.
   Ona ölümü ver Skuld ölümü, umut değil onun istediği…
 
 Urd  : İskandinav mitolojisinde geçen Norn’lardan biridir ve zamanın geçmiş bölümünü temsil eden yaşlı kadın olarak betimlenmiştir 

Skuld  :

İskandinav mitolojisinde geçen Norn’lardan biridir. geleceği temsil eder. belirsizlikden dolayı yüzü peçeyle örtülmüş genç kadın olarak betimlenmiştir. ölümle hayat arasındaki yaşam bağını keser.

Hel : Loki’nin kızıdır. berbat bir görünüme sahiptir, vücudunun iki renge ayrıldığı söylenir. niflheim’in karanlığını yönetir

Deneme Yanılma yada Yanılma-ma

Filed under: Sinema

Hmmm… Ne zamandır boş yazı yazmıyordum bir yazıya boş olacağını söyleyerek ama boş olmayacağını hissederek yazmak çok boş bir duygu diye yazarak boş bir yazının sinyallerini vereyim… Yani okuyacak olan bir iki kişiyide kaçırmaya çalışayım :)

Aşk her yerde (love actually) adında bir film izledim… Güzel filmdi kendini iyi hissettiren türde filmlerden. (gevur bu tip filmlere feel good diyor) Filmin konusu ne olursa olsun aşkın her yerde olduğu yani ne savaşta çıksaymış, anan baban da ölseymiş, karın da ölseymiş aşk her zaman varmış… Yok inanmam öyle şeylere diyorsanız da Atatürk Hava limanına gidecekmişsiniz (orda başkaydı tabii) Her neyse filmin ayrıntılarını anlatmaya gerek yok birden fazla kişinin hikayeleri anlatılmış bir filmde… Yani bir film izilyorsunuz ama 4-5 tane romantik film izliyor gibi hissediyorsunuz film sonunda… Filmde favori kadın oyuncum (aktris yazmak da demek de çok zor) Elisha Cuthbert de oynuyor. Her ne kadar filmde üç dakika kadar gözüksede o da yeter diyorsunuz.

Aşk hakkında yazı yazacaktım ama vazgeçtim neyse bu saçmalama da burda biter… Aşk her yerde değildir yalnız film yalan söylüyor… İnsanlar kendilerini her yerde olduğuna inandırırlar sadece… Ünlü düşünür ………. demiştir ki : “Aşk ancak aşık olduğun insanın sana aşık olmasıyla biter”

Eğer… (Her film dramadır)

Filed under: Şiir

Eğer… (Her film dramadır)

Eğer katabildiysem yaşamına bir şeyler?
Mutlu olabildiysen benden sonra
Bensiz yaşayabileceğini anladıysan
Ve yaşıyorsan bensiz şu an
Eğer yardımcı olabildiysem kendini bulmana
Yaşamı tersten yaşamana
Bir şeylere karşı çıkmana
Gerçekten yaşamana
Eğer olması gerekeni gösterebildiysem
Olmayacağını söylemeden
Kendini satmadan onlar gibi olmadan
Yada ben gibi olmadan herkes gibi olmadan
Kimse gibi olmadan
Yaşamayı öğrenebildiysen
Eğer nefret edebiliyorsan benden
Ve yaşayabiliyorsan bensiz
Sensiz bizsiz hiç kimsesiz
Eğer inanbildiysen kendine yetebileceğine
İnanmadığnı bile bile inandığına inandırmaya çalışırken
İnsanlara kendime yetiyorum derken
Şiirlerdeki gibi bir şey bulamıyorsan içinde kanatacak
Eğer yaşayabiliyorsan istemediklerini duymadan
İstemediklerini görmeden
İstemediklerini oynatmadan
Mutlak gücün sende olduğunu anladıysan
Ve topunun kimse tarafından alıamayacağını anladıysan
Hissetmek istemediklerini söylerken insanlara
Hissetmek için kendini zorluyorsan eğer
Olduğunu farkettiysen eğer
Anlayacaksın ki acıdan başka verdiğim duygular da olmuş meğer…

Is There Anybody Out There ?

Yatmak lazım artık… Uyumak lazım… Rüya görmek ve en önemlisi unutmamak lazım…

February 2, 2006

Rock Müzik Nasıl Doğdu ?

Filed under: Alıntı, Müzik
   Batı dünyası 1800′lerden beri hiç bitmeyen savaşlardan nihayet kurtulmuştu. Toplumlar sanayi devrimlerini tamamlamış, yoğun bir üretim sürecine girmişlerdi. Gerek Avrupa, gerekse ABD’de sistem yerine oturmuş ve devletler tolumlarını sanayi sonrası toplumun refah düzeyine çıkarmayı başarmışlardı. Artık savaş onlardan uzaktaydı, zaten kendi topraklarına yakın yerlerde savaşa izin vermeyecek tüm yapıları kurmuşlardı.
 
   Bu durumda kapitalist devletlerin varlıklarını ve zenginliklerini koruyabilmek için (ve tabii ki karşı tarafta SSCB’nin de) dünyanın başka yerlerinde yeni savaşlara ihtiyaçları vardı. İşin ilginç tarafı iki kutubun da barışı koruyabilmek için silahlanıyor olması idi. Sonra  da bol bol silahsızlanma görüşmeleri yapıyorlardı.
 
   İşte bu koşullar altında Kuzey Vietnam güneye karışmaya başladı. Bunu fırsat bilen ABD, Güney Vietnam’ı askerler savunmaya kalktı. Bu da 1973′e kadar sürecek berbat bir savaşa neden oldu. Amerikan gençliği Vietnam politikasına karşı ayaklandı. Gençler askere gitmeyi redetti.
 
    1968′de Sovyetler, Çekoslavakya’yı işgal etti. Ve ABD büyük bir prestij kaybına uğradı.
 
    Vietnam savaşı hem ABD-Avrupa ilişkilerini gerginleştirdi hem de Sovyetler’in güçlenmesine neden oldu. Vietnam, ABD’de gençliğin bir bölümünün komünler halinde uyuşturucu ile içice yaşamasına neden oldu. Hippilik bir yaşam felsefesi haline geldi ve sloganları (savaşma seviş) tüm dünyayı sardı. Bu felsefenin getirdiği savaş karşıtı düşünce 1969′da Woodstock festivalinin yapılmasını sağladı. Barışcı Hint felsefesi kendine önemli bir toplumsal taban buldu. Batı dünyasında uzun yıllardır belki de ilk kez kitleler sistemi değiştirme girşiminde bulundularsa da buna izin verilmedi.
 
     Bu eylemlerin Avrupada’ki uzantıları Fransa’da geniş öğrenci hareketlerine, İngiltere’de ise Rock müziğin doğuşuna neden oldu. O yıllarda 20 yaşlarında olan gençlik, dünyada oluşturulmaya çalışılan düzene karşı tavırlarını rock müzik dinleyerek koydu. Böylece Rock müzik sanayii sonrası toplumun sert müziği olmakla beraber,  dünya düzeninde varolan yanlışları sorgulamaya, insanı insan yapan değerleri savunmaya, barışı içinde yaşamaya ses oldu. Şiddete her zaman karşı çıktı. 60′lardan 70′lere uzanan bir periyotta ortaya çıkıp yaşamını hala sürdürebilen grupların elemanları, hep ikinci dünya savaşı yıllarında doğan müzisyenlerden kuruluydu. Onların yaptığı müzik ve yazdıkları sözler dünyanın bozuk düzenine yönelik eleştiri ve çözümlerle dolu ve hala geçerliliklerini koruyor. John Lennon hayatı boyunca bunu yapmaya uğraştı. “Imagine” bugün barışın marşı olma özelliğini hâla koruyor ve daha uzun süre koruyacak gibi duruyor
 
Kaynak : 
 
Pink Floyd
Hazırlayan : Serdar Öktem
Editör : H. Levent Erseven
Yayın evi : Stüdyo İmge
 
Sayfa : 47 - 48

Pink Floyd

Filed under: Karambol

Tabii şimdi buraya olayı kavrayamama mesajları yazmak lazım… İlk olarak theme değiştiriyorum olmuyor. Post yazıyorum çıkmıyor nasıl iş lan bu ? diyorum. Neyse bakalım Pink Floyd resmi yükledim durduk yerde bakalım onu göstertebilcez mi? Ulan post yazamıyorum diyorum resim göstermeye çalışıyorum. Bir tuhaflık var ama her neyse

Pink Floyd

Ahanda koydu :D

Blog’ada koyduğunu gördüm. Eski yazı niye gözükmedi anlamadım. İlk yazdığında olaydan yıldırmak için kurulmuş bir komplo galiba. Ama yılmayacağım ben aynen şöyle yazmıştım.

“Sabahın köründe kalktım. Annemin eve geleceğini öğrendim sinirlendim, üzüldüm. Yapacak bir şey yok derken burayı oluşturalım dedik. Neyse hayırlısı bakalım. Yazarız herhalde bir şeyler

Yani; 2 Şubat 2006′da saat 9′da kurmuş bulunmaktayım burayı”

Edit 2 : Kullandığım themeda aktive olmuş sonunda… Hayırlı olsun efendim






















Get free blog up and running in minutes with Blogsome
Theme designed by Minz Meyer